Boğaziçi Üniversitesi Center for Applied Research in Finance (CARF) tarafından yayımlanan ve Doç. Dr. Cenk C. Karahan ile Prof. Dr. Vedat Akgiray imzasını taşıyan “Sermaye Çıkışından Dijital Egemenliğe: Türkiye İçin Yerli Stablecoin Gerekliliği” başlıklı çalışma, Türkiye’nin kripto ekosistemindeki konumunu ve buna bağlı riskleri kapsamlı şekilde ele alıyor. Çalışmaya göre Türkiye, stablecoin işlem hacminin gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYİH) oranında dünya lideri konumunda bulunuyor.
Makalede yer verilen verilere göre Nisan 2023 – Mart 2024 döneminde stablecoin işlem hacmi GSYİH’nın %4,3’üne, yani yaklaşık 38 milyar dolara ulaştı. 2024 yılı genelinde ise Türkiye kaynaklı sınır ötesi stablecoin transferlerinin 63 milyar doların üzerine çıktığı tahmin ediliyor. Araştırma, bu yüksek hacmin büyük ölçüde yabancı ihraççılara yöneldiğine dikkat çekiyor.
Türkiye kripto kullanımında üst sıralarda
Çalışmada Türkiye’nin kripto varlık benimsenme oranlarına da geniş yer veriliyor. Buna göre 2023-2024 döneminde nüfusun yaklaşık %20’si kripto varlıklara doğrudan erişim sağladı ve bu oran Türkiye’yi küresel ölçekte üçüncü sıraya taşıdı. Stablecoin’ler ise bu ekosistemin merkezinde yer aldı.
Chainalysis ve Morgan Stanley verilerine atıf yapılan çalışmada, Temmuz 2024 – Haziran 2025 döneminde Türkiye’deki toplam zincir üstü kripto işlem hacminin yaklaşık 200 milyar dolara ulaştığı belirtiliyor. Bu büyüklük Türkiye’yi MENA bölgesinin en büyük kripto piyasası haline getirirken, ikinci sıradaki Birleşik Arap Emirlikleri’nin yaklaşık dört katına işaret ediyor.
Araştırmaya göre bu tablo yalnızca yatırım tercihlerinden kaynaklanmıyor. Türk lirasının uzun vadeli değer kaybı ve kur oynaklığı, hane halkını alternatif değer saklama araçlarına yönlendiriyor. 2008 yılında 1,10 seviyesinde olan TRY/USD kuru, Mart 2026 itibarıyla 44 seviyesinin üzerine çıktı. Bu süreçte stablecoin’ler hem değer koruma aracı hem de kripto piyasalarına giriş kapısı olarak öne çıktı.
Stablecoin talebinde yapısal değişim
Çalışma, 2025 yılında piyasa yapısında dikkat çekici bir dönüşüm yaşandığını da ortaya koyuyor. 2024 sonunda günlük stablecoin işlem hacmi 200 milyon dolar seviyesinin üzerinde seyrederken, 2025 ortasında bu rakam yaklaşık 70 milyon dolara geriledi. Buna karşılık altcoin işlem hacmi 50 milyon dolardan 240 milyon dolara yükseldi.
Bu değişim, araştırmaya göre daha riskli varlıklara yönelen sermayenin geri dönüş ihtimalini azaltıyor. Yani stablecoin üzerinden gerçekleşen sermaye çıkışı, zamanla daha kalıcı ve riskli yatırım araçlarına kayabiliyor.
Sermaye çıkışı mekanizması nasıl işliyor?
Makalede en kritik başlıklardan biri sermaye çıkışı mekanizması olarak öne çıkıyor. Türkiye’de kullanılan stablecoin’lerin neredeyse tamamı yabancı şirketler tarafından ihraç ediliyor. Özellikle USDT ve USDC gibi büyük stablecoin’lerin rezervlerinin önemli bölümü ABD Hazine tahvilleri gibi yabancı kamu borçlanma araçlarında tutuluyor.
Çalışmaya göre USDT rezervlerinin %65,7’si ABD Hazine tahvillerinden oluşuyor. Bu durum, Türkiye’de yapılan stablecoin işlemlerinin dolaylı olarak yabancı devletlerin finansmanına katkı sağladığı anlamına geliyor.
Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) 2025 tarihli “Understanding Stablecoins” raporuna atıf yapılan çalışmada, bu yapının gelişmekte olan ülkelerde sermaye çıkışını hızlandırabileceği vurgulanıyor. Türkiye ise bu mekanizmanın en belirgin görüldüğü ülkelerden biri olarak gösteriliyor.
USDT ve USDC arasındaki farklar
Araştırma, piyasadaki iki büyük stablecoin ihraççısı arasındaki farklara da dikkat çekiyor. USDC’nin ihraççısı Circle’ın aylık bağımsız denetim raporları yayımladığı ve rezervlerini yalnızca nakit ile kısa vadeli ABD tahvillerinde tuttuğu belirtiliyor. Ayrıca şirketin 2025 yılında New York Borsası’nda halka açıldığı ve Avrupa Birliği’nin MiCA düzenlemeleriyle uyumlu olduğu ifade ediliyor.
Buna karşılık USDT ihraççısı Tether’ın daha büyük bir piyasa değerine sahip olmasına rağmen rezerv yapısında Bitcoin, altın ve teminatlı krediler gibi unsurların bulunmasının şeffaflık tartışmalarına yol açtığı vurgulanıyor. Avrupa’da MiCA kapsamında bazı platformların USDT’yi liste dışı bırakması da bu farkın bir göstergesi olarak sunuluyor.
Türkiye’de düzenleyici çerçeve şekilleniyor
Türkiye’de kripto varlıklara ilişkin düzenlemeler son dönemde hız kazandı. Temmuz 2024’te yürürlüğe giren 7518 sayılı Kanun ile kripto varlık hizmet sağlayıcıları Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) denetimine alındı. Mart 2025’te yayımlanan tebliğlerle ise bu kurumların faaliyet esasları ve sermaye yeterliliği şartları netleştirildi.
Ancak çalışma, kritik bir eksikliğe işaret ediyor: Stablecoin ihraç lisansına ve rezerv yönetimine ilişkin ikincil düzenlemeler henüz tamamlanmış değil. Bu durum hem bir boşluk hem de fırsat olarak değerlendiriliyor.
Yerli stablecoin modeli öneriliyor
Karahan ve Akgiray’ın çalışması, iki aşamalı bir yerli stablecoin modeli öneriyor. İlk aşamada dolar bazlı ancak Türkiye’de tutulan rezervlerle desteklenen bir stablecoin geliştirilmesi öngörülüyor. Bu modelde rezervlerin büyük kısmının Türk Hazinesi eurobondları ve likit dolar varlıklarından oluşması planlanıyor.
Rezervlerin TCMB ve Takasbank gibi kurumlar tarafından saklanması ve aylık bağımsız denetimle raporlanması, güvenin temel unsurları olarak öne çıkıyor. Bu sayede hem yatırımcı güveninin artırılması hem de sermayenin yurtiçinde tutulması hedefleniyor.
İkinci aşamada ise Türk lirasına dayalı bir stablecoin modelinin geliştirilmesi öneriliyor. Bu modelin, Merkez Bankası’nın dijital Türk lirası projesiyle uyumlu şekilde ilerlemesi ve onu tamamlayıcı bir rol üstlenmesi bekleniyor.
Çalışma, yerli stablecoin modelinin yalnızca sermaye çıkışını önlemekle kalmayacağını, aynı zamanda Türkiye’ye yeni sermaye çekebileceğini savunuyor. Özellikle Orta Doğu, Balkanlar, Orta Asya ve Afrika ile yapılacak ticarette stablecoin’lerin önemli bir rol oynayabileceği belirtiliyor.
Bu çerçevede Türkiye’nin bölgesel bir dijital finans merkezi haline gelmesi ve daha geniş bir yatırımcı tabanına ulaşması mümkün görülüyor.
Riskler ve kritik koşullar
Raporda, stablecoin modellerinin çeşitli riskler içerdiği de vurgulanıyor. USDC’nin 2023 yılında geçici olarak sabit kurunu kaybetmesi ve USDT’nin zaman zaman yaşadığı değer sapmaları bu risklere örnek olarak gösteriliyor.
Önerilen modelde bu risklerin azaltılması için rezervlerin kısa vadeli ve likit kamu borçlanma araçlarında tutulması, sıkı denetim mekanizmalarının kurulması ve likidite tamponlarının oluşturulması öneriliyor.
Ayrıca uluslararası likidite havuzlarına erişim, modelin sürdürülebilirliği açısından kritik bir unsur olarak öne çıkıyor. Muhabir bankacılık ilişkileri ve küresel finans altyapılarıyla entegrasyonun sağlanması gerektiği belirtiliyor.
Sonuç: Dijital egemenlik için kritik adım
Karahan ve Akgiray’ın çalışması, Türkiye’nin stablecoin kullanımında dünya lideri olmasına rağmen mevcut yapının sermaye kaybı ve dışa bağımlılık ürettiğini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre her kur baskısı dönemi bu çıkışı daha da hızlandırıyor.
Yerli ve tam teminatlı bir stablecoin modelinin hayata geçirilmesi ise bu eğilimi tersine çevirebilecek stratejik bir adım olarak görülüyor. Çalışma, doğru düzenleyici adımlar ve kurumsal koordinasyon ile Türkiye’nin dijital finans alanında yeni bir merkez haline gelebileceğini vurguluyor.





