ABD’nin New York Güney Bölgesi’nde görülen önemli bir davada, Aave üzerinden geçtiğimiz ay yaşanan ve 230 milyon dolarlık kayıpla sonuçlanan köprü saldırısında dondurulan 71 milyon dolarlık etherin terör mağdurlarına aktarılması için hukukçular yeni bir adım attı. Dava kapsamında, hukuki stratejide değişikliğe gidilerek, saldırının bir hırsızlık değil, dolandırıcılık olduğu savunuldu. Bu yaklaşım, Aave’nin paraların serbest bırakılması yönündeki hukuki girişimine doğrudan karşılık olarak öne sürüldü.
Saldırı ve davanın arka planı
Nisan ayında Aave platformunda gerçekleşen zincirler arası saldırının, siber güvenlik ve analiz şirketleri Chainalysis ile TRM Labs’in tespitlerine göre Kuzey Kore bağlantılı Lazarus Group’a ait olduğu belirtildi. Saldırganlar, teminatı olmayan rsETH token’lar üretip bu varlıkları Aave’de teminat gösterdi, ardından bu sahte mevduatları kullanarak gerçek ether borç aldı. Blockchain geliştiricileri, Arbitrum zincirinde yaklaşık 71 milyon doları nakde çevrilmeden önlemeyi başardı.
Olayın mağdurlarını temsil eden avukatlar, son sundukları 30 sayfalık belgede, saldırının niteliğiyle ilgili ABD hukukunun önemli bir hükmüne işaret etti. Belgede, dolandırıcılık yoluyla edinilen mal varlıklarında dolandırıcının mülkiyet hakkını geçici olarak kazandığına vurgu yapıldı. Bu argüman ile klasik hırsızlık ve dolandırıcılığın hukuken farklı şekilde ele alınması gerektiği kaydedildi.
“Mevzuat son derece net; hileye uğrayan kişi sadece varlığın zilyetliğini değil, nümerik mülkiyet hakkını da dolandırıcıya devreder… Charles Ponzi de adını taşıyan sistemde mağdurların parasını böyle elde etti.”
TRIA yasası devrede
Hukukçular, davada ABD’de 11 Eylül sonrası çıkarılan Terörizm Risk Sigortası Yasası’na (TRIA) da başvurdu. Bu federal yasa, terör destekçisi devletlere karşı mahkemeden tazminat kararı alan kişilerin ABD’de bulunan ilgili ülkeye ait her türlü varlıktan alacaklarını tahsil etmesine imkan tanıyor. Dava metninde, TRIA kapsamında söz konusu etherlere el koymanın yasal olduğu savunuluyor. Mahkemenin bu yaklaşımı benimsemesi halinde, Aave’nin New York mülkiyet yasası temelindeki itirazlarının önemi azalabilir.
Hukuki belgede, Aave’nin dondurulan varlıklar üzerinde yasal durumu sorgulandı. Şirketin kullanıcı sözleşmesinde, kullanıcı varlıkları üzerinde herhangi bir doğrudan erişim, kontrol veya saklama yetkisinin olmadığı açıkça ifade ediliyor. Avukatlar bu maddeyi öne çıkararak, Aave’nin duruşmada söz konusu etherlerin serbest bırakılması talebinde hukuken yetkili olmayabileceğini belirtti.
Kripto sektörü ve fonlar
Davada öne çıkan bir diğer husus ise, kullanıcıların bu dondurulan etherlere şu an fiilen ihtiyaç duymayabileceği yönünde oldu. Aave’nin de içinde yer aldığı sektörün öncülüğünde, DeFi United adını taşıyan kurtarma fonu kuruldu ve bu fonun şu ana kadar 327,95 milyon dolar topladığı bildirildi. Toplanan bu fon miktarı, tartışmaya konu olan 71 milyon dolarlık rakamın dört katından fazla.
Yargılamanın bir sonraki aşaması için 6 Mayıs Çarşamba günü Manhattan’daki federal mahkemede taraflar dinlenecek. Dava sürecinin, merkeziyetsiz finans (DeFi) ve ABD’de uluslararası varlıkların hukuki statüsüne dair yeni içtihatlara yol açması bekleniyor.




