Kripto dünyası, New York’ta düzenlenen DealBook Summit’te önemli bir dönemeçten geçti. Coinbase CEO’su Brian Armstrong ve BlackRock CEO’su Larry Fink, uzun yıllardır tartışma konusu olan Bitcoin
$92,953.16, stablecoinler ve tokenizasyon teknolojisinin küresel finans sistemi içindeki yerini masaya yatırarak gelecek vizyonlarını paylaştı. İki isim farklı perspektiflerle konuşsa da ortak bir noktada buluştular: Kripto artık sistemin dışında değil, hızla içine doğru ilerleyen bir finansal yapı.
Armstrong ve Fink, Kriptonun 2026’ya Doğru Değişen Rolünü Tartıştı
BlackRock’ın dev Bitcoin ETF’ini yöneten Larry Fink, yıllar önce Bitcoin’i “hırsızların para birimi” olarak nitelediğini hatırlatarak bu görüşünü kökten değiştirdiğini söyledi. Pandemi döneminde konuya daha yakından bakmasıyla birlikte Bitcoin’i uzun vadeli bir değer saklama aracı olarak gördüğünü belirtti. Fink’e göre Bitcoin bugün “korku varlığı” haline geldi; yani ekonomik veya fiziki güvenlik endişesi taşıyan kitlelerin başvurduğu bir liman.
Brian Armstrong ise Bitcoin’in sıfıra gideceği yönündeki görüşleri kesin bir dille reddederek, kriptonun artık geri dönüşü olmayan bir yapısal dönüşüm yarattığını vurguladı. Ona göre geleneksel yatırımcılar ve eski kuşaklar, dolar merkezli bir dünyada büyüdükleri için daha merkeziyetsiz ve internetin içine doğan bir sistemi kabullenmekte zorlanıyor.
ABD’de 2025 Kripto Regülasyonlarının Kırılma Yılı Olacak
Her iki isim de ABD’de 2025’in kripto politikaları açısından belirleyici olacağını düşünüyor. Armstrong, stablecoinleri düzenleyen Genius Act ve kripto piyasasının çerçevesini belirleyen tasarıların Kongre’den geçmesinin “gri piyasadan aydınlık bir döneme geçiş” anlamına geldiğini söyledi.
Armstrong ayrıca Coinbase’in siyasi alandaki 50 milyon doları aşan harcamalarını savundu. Ona göre 52 milyon Amerikalının kullandığı kripto için hâlâ net kurallar yokken, şirketlerin siyaset üzerinde etkili olmaya çalışması “tüketiciyi korumak için” doğal bir adım.

Larry Fink ise BlackRock’ın siyasi harcamalarını iki parti arasında eşit paylaştırdığını belirterek, herhangi bir adımın “çıkar satın alma” gibi algılanmasının şirket için büyük risk taşıdığını ifade etti.
Bu tartışmalar yaşanırken uluslararası arenada da önemli gelişmeler oldu. Geçtiğimiz hafta Avrupa Merkez Bankası, dijital euro çalışmalarında yeni bir pilot faza geçildiğini duyurdu. Dijital euro ile yapılan ilk testlerde ödeme hızının saniyeler seviyesine indiği açıklandı. Bu gelişme, ABD’nin dijital para yarışında daha da geri düşebileceği şeklinde yorumlandı.
Tokenizasyon Yarışı ve Bankaların Kriptoyla Zorunlu Barışı
Larry Fink’e göre asıl büyük dönüşüm Bitcoin değil, tüm varlıkların dijitalleşmesi olacak. Tahvillerden gayrimenkule kadar her şeyin tokenleştirilmesi; maliyetleri düşürecek, işlemleri hızlandıracak ve yatırımcı tabanını genişletecek.
Armstrong ise daha sert konuşarak bankaların stablecoinleri engellemeye çalıştığını ancak bunun yalnızca kendi kar marjlarını korumak için yapıldığını öne sürdü. Ona göre bir–iki yıl içinde bankalar “stablecoinlere faiz vermek için lobi yapan” kurumlara dönüşecek.
Coinbase’in bugün büyük bankalarla stablecoin ve saklama pilot uygulamalarına başladığını hatırlatan Armstrong, kripto ETF’lerinin yüzde 80’inden fazlasının da Coinbase altyapısını kullandığını açıkladı.
ABD’nin bu dönüşümde geride kaldığını düşünen Fink ise Hindistan ve Brezilya’nın dijital finans altyapısında ABD’den daha ileride olduğunu belirtti. Gerçek zamanlı ödemeler ve dijital para uygulamalarında bu ülkelerin hızı, küresel rekabeti kritik bir noktaya taşıyor.
Sonuç olarak kriptonun küresel finans sistemiyle bütünleşme süreci artık kaçınılmaz bir gerçeklik olarak görülüyor. Armstrong ve Fink’in farklı bakış açıları, sektörün hem fırsatlarla dolu hem de belirsizliklerle çevrili bir yolculukta olduğunu gösteriyor. ABD başta olmak üzere büyük ekonomilerin bu teknolojik dönüşüme ayak uydurması, yalnızca finansal rekabet gücü açısından değil, ekonomik güvenlik ve tüketici çıkarları açısından da kritik önem taşıyor.




